Günümüz dünyasında kodlamanın, yazılımlar ve programlar geliştirmenin git gide artan önemini sanırım kimse göz ardı edemez. Bunların özellikle bazı startuplar açısından çoğu zaman hayati önem taşıyan aşamalar oluşturduğunu söyleyebiliriz. Hal böyleyken özellikle startuplar açısından yaratılmış bir şeyin hukuki olarak korunması, oluşturulan özgün yapının başkalarınca izinsiz olarak kullanılmasının engellenmesi konusu oldukça önem teşkil etmektedir.

Dünya’da bazı ülkelerde programlar, yazılımlar ve kodlar buluş sayılarak patent ile korunurken, birçok ülkede ve ülkemizde ise telif hakkı ile korunmaktadır. Belirtmek gerekir ki, çok çok sınırlı durumlarda örneğin, sınai uygulanabilirlik dolayısıyla gereklilik arz eden durumlarda patentten bahsetmek mümkün; ancak genel olarak ülkemiz açısından ele aldığımızda Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu bilgisayar programlarını, “edebiyat eserleri” kavramı içerisinde değerlendirmektedir. Bu kapsamda “telif hakkı” şeklinde korumadan yararlanmak için öncelikle söz konusu eserin (eser kavramını ürettiğiniz program ya da programa dönüşecek hazırlık aşamalarındaki ürünler olarak düşünebilirsiniz) özgün olması gerekmektedir. Eserin özgün olması, orijinal olması ve eser yaratıcısına ait bir takım özellikler taşıması gerektiğini ifade etmektedir. Program yaratıcısının bu eser üzerinde çalışmış olması ve eserin, yaratıcısının yeteneği, fikri, emeği doğrultusunda meydana gelmiş olması esastır. Avrupa Birliği’nce kabul edilen görüşe göre “Bilgisayar programının korunması için, eser sahibine ait orijinal fikir yaratısı olması gerekmektedir. Bunun dışında bir unsur aranmaz.” Nitekim aynı doğrultuda Türk hukuku da eserin özgün olmasını aramaktadır. Tamamen özgün programlar gibi, aynı altyapının kullanılmasıyla farklı bir sonuç oluşturan “işleme” olarak tabir edilen eserler de korumadan yararlanmaktadır.

Programın anafikri yani fonksiyonu rekabet kurallarına aykırılık oluşturacağı için korumadan yararlanamamaktadır. Çünkü aynı fikir çok çeşitli ifade yollarıyla kullanılabilir. Bunun da beraberinde değişim, gelişim ve ilerleme getireceği varsayılır. Bu sebeple sadece fikir hukukumuzda korunmaz. Korumanın konusu, bu fikrin ifade ediliş biçimi, kullanılan yol yani şekildir.

Bilindiği gibi bilgisayar programları, algoritmalar, kodlar (kaynak kod, object kod – makina kodu) , arayüzler ve program akışından oluşur. Kanunumuzda açıkça, bilgisayar programlarının hazırlık aşamalarını da eser olarak kabul edilmiştir. Netice itibariyle bir programın özgünlüğü en temel bölümlerinde oluşmaya başlar. Ancak hazırlık aşamalarının koruma kapsamına alınması için Avrupa’daki yaygın uygulamanın aksine Türk Hukuku bu aşamaların sonrasının “program” olması koşulunu aramaktadır. Yani “hazırlık aşamaları” olarak adlandırılan diğer yaratıların daha sonra programa dönüşecek olması aranmaktadır. Program akışı, kaynak kodlar ve object kodlar hukuki korumadan yararlanırken, arayüzler ve algoritmalar endüstriyel standart ve fikirlerin kamunun yararlanmasına açık olması gerekliliği sebebiyle hukuki koruma kapsamına girmemektedir. Çünkü eğer, fikirlerin ve endüstriyel standardize nitelik taşıyan ürünlerin koruma kapsamına girmeleri mümkün olsaydı tekelci bir ortam oluşması kaçınılmaz olurdu. Tabi ki çok istisnai bazı durumlarda, işlevin önüne geçen bir tasarım, estetik vb. var ise korumadan yararlanmak mümkün olacaktır. Ancak sınırları net olmadığından oldukça nadir rastlanılan bir durum olduğunu söylemek gerekir.

Kaynak kod ve objekt kod/makina kodu açısından hukuki koruma daha önce de belirtildiği gibi ileriki aşamaların program olması koşuluyla mümkündür. Zaten özgünlük unsuru en çok bu noktada kendini göstermektedir. Bilindiği gibi komutların programlama dillerinde farklı şekillerde dizilmesiyle oluşan kaynak koddur. Kaynak kod aynı bir edebi eser gibi eser sahibinin yaratıcılığının, özgün düşüncesinin ve becerisinin bir ürünüdür. Bu sebeple de ilmi ve edebi eserler kategorisinde koruma alanı bulmaktadır. Makine kodu veya objekt kod olarak adlandırdığımız kodlama türü ise basitçe kaynak kod ile oluşturulan şeylerin makinaların anlayacağı dile çevrilmiş halidir. Her iki kodlama türü de, yine her ifade biçimi koruma kapsamına dahil edilmiş olduğundan söz konusu korumadan faydalanacaktır.

 

Belirtmek gerekir ki, her ne kadar fikir ve sanat eserleri herhangi bir kar amacı güdülmediği hallerde, yalnız şahsi kullanım için çoğaltılabilmekte olsa da nitelikleri dolayısıyla bilgisayar programları açısından bu durum farklıdır ve şahsi kullanım amaçlı çoğaltılması dahi telif hakkı ihlali oluşturmaktadır.Eser sahibinin izni olmadan yapılan işleme, yayma, yayınlama, temsil gibi hallerde, sözleşme yapılmış olması ihtimalinde isteyebileceği ya da emsal/rayiç bedel üzerinden uğradığı zararı üç katına kadar eylemi gerçekleştiren kişiden talep edebilecektir. Bunun dışında eser sahibi izinsiz çoğaltma hallerinde seçimlik olarak, çoğaltılanların imhası, çoğaltma araçlarının kendisine verilmesi veya sözleşme yapılmış olsaydı konu olacak olan bedeli eylemi gerçekleştirenden talep edebilecektir. Malvarlığında meydana gelen bir zarar ya da mahrum kalınan kar var ise bunların talep edilmesi için maddi tazminat davası açılabilecektir.

Herhangi bir tecavüzün ya da ihtimalinin söz konusu olduğu durumlarda ortada bir zarar olsun olmasın veya eylemi gerçekleştiren kişinin bir kusuru olsun olmasın “Tecavüzün Men’i Davası” açılarak söz konusu tecavüz eylemi önlenebilir ve/veya ortadan kaldırılabilir.

Eser sahibi aynı zamanda manevi olarak da zarara uğramışsa, manevi tazminat davası açarak bu anlamda haklarını kendisini zarara uğratandan talep edebilecektir.

Yanı sıra belirtmek gerekir ki, eser sahibinin, kendi iradesiyle 3. kişilerin kullanması amacıyla ve kullanabileceği şekilde, paylaşımda bulunması ve eseri yayınlaması durumunda, koruma kapsamındaki ürünlerin kullanılması artık telif hakkı ihlali oluşturmayacaktır. Ancak eğer ki eser sahibinin izni olmadan paylaşılmışsa bu durumda paylaşan kişi ve bunu bilerek kullanan kişiler telif hakkını ihlal etmiş olacaktır.

Sonuç:

Bilgisayar programlarının ve altyapılarının korunması hususu ülkemizde Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çerçevesinde ilmi ve edebi eser kategorisinde koruma alanı bulmaktadır. En önemli unsuru yaratıcısına özgü nitelikler taşıması gerekliliğidir. Sonraki aşamaların program olması koşuluyla bilgisayar programını oluşturan, algoritma ve arayüz gibi topluma malolması beklenen unsurları dışında kalan diğer unsurlar da söz konusu korumadan faydalanmaktadırlar. Ayrıca korumanın ihlali halinde maddi manevi tazminat davaları, tecavüzün önlenmesi gibi bir çok hukuki yol bulunmaktadır. Zaman ilerledikçe, teknolojinin getirdikleri de hızlıca artıyor. Dolayısıyla zaman içerisinde söz konusu düzenlemelerin yetersiz kalması pek tabii mümkündür. Bununla birlikte özellikle özgün ve fikrin ifade ediliş biçimine dönüşmüş olan her eser değerlidir ve korunmaya muhtaçtır. Çünkü ne yazık ki bir fikrin bir başkası tarafından daha hızlı hayata geçirilmesi, fikrin esas sahibi açısından haksız  ve üzücü sonuçlar doğurabilmektedir. Bu tip durumların önüne geçilmesi için, hiçbir sorun yaşamayı beklemeden hukuki tedbirleri almakta fayda olduğunu düşünüyorum.

Kaynaklar:

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve Gerekçesi

Fikri Mülkiyet Hukuku, Tekinalp, Vedat Kitabevi, 2012

Bilgisayar Programlarının Fikri Hukukta Korunması, Dalyan, Seçkin Kitabevi,2009

Fikri Mülkiyet Hukukunun Esasları, Karahan, Saraç, Suluk, Nal, Seçkin Kitabevi, 2015

Bu içeriği paylaş:

Posted by Av. Melis Haseki

Gezmeyi-görmeyi bir de öğrenmeyi çok seven, startuplarla ve girişimcilikle yakından ilgilenen, fazla meraklı biraz da heyecanlı henüz mesleğinin ilk yıllarında genç bir kadın avukat..

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir