Startup’larda sıklıkla karşı karşıya gelinen problemlerin başında kuruluş aşamasından sonra görülen şirketleşme evresi gelmektedir. Oldukça fazla sayıda girişimci yönetim kurulu kurmanın başlangıç aşamasındaki rolünü yersiz bulmaktadır. Oysa iyi planlanmış şirket yönetimi ilkelerinin uygulanması hem girişime dinamizm getirmesi hem de kaliteli karar verme aşamalarının ortaya çıkması açısından kritik öneme sahiptir.

Yönetim kurulu oluşturmak oldukça zorlu bir süreç; fakat iyi seçilmiş ve çeşitlilik arz eden üyelerden oluşmuş kurul şirketin başarısında önemli bir rol oynamakta. Bu yazımızda startup’larda yönetim kurullarının neden gerekli olduğundan ve nasıl şekillendirilmesi gerekliliğinden bahsedeceğiz.

Öncelikle Türk Ticaret Kanunundaki(TTK) mevcut düzenlemeye göz atarak başlayabiliriz. Anonim şirketler açısından kanuni olarak yönetim kurulu bulundurmak zorunluluğu vardır. Buradaki problem düzenlemenin, yönetim kurulunun yalnızca bir kişiden oluşabilmesine ve bu kişinin de şirketin tek hissedarı ve sahibi olmasına imkân vermesidir. Maddenin gerekçesi olarak küçük işletmeler ve aile şirketlerinde yönetimin dağılmaması gösterilmektedir; fakat bu durum startup’larda girişimcilerin kolaya kaçmasına, özgür, yaratıcı düşünce ortamı ve yönetimden uzaklaşılmasına sebep olmaktadır. Ayrıca startup’ların temelinde yatan ve hızlı gelişimlerinde etkin rol oynayan, modern anlayışa uygun hiyerarşiden arındırılmış bir şirket kültürünün yerine tek kişinin hakimiyetinde bir şirketin oluşmasına neden olmaktadır.

Ek olarak 2012’de TTK’da yapılan değişiklik ile yönetim kurulu üyelerinin aynı zamanda şirket hissedarı olma zorunluluğu ortadan kaldırılmıştır. Bu değişiklik ile bağımsız ve çeşitli uzmanlık alanlarına sahip kişilerin kurula atanmasının ve farklı düşüncelerin özgürce tartışılabildiği yönetim kurullarının önü açılmıştır.

Öte yandan anonim şirketlerin aksine limited şirketlerde herhangi bir yönetim kurulu oluşturma zorunluluğu bulunmamaktadır. Her ne kadar müdür bulundurma zorunluluğu olsa da müdürler kurulu girişimcilerin tercihine bağlıdır. Anonim şirketlerdeki düzenlemeye paralel olarak burada da müdür aynı zamanda şirketin tek hissedarı ve sahibi olabilmektedir.

Dünyanın diğer bölgelerine baktığımızda, örneğin New York Borsasına kayıtlı şirketlerde yönetim kurullarında çoğunluğun mevcut hissedarlardan ziyade bağımsız üçüncü kişilerden oluşması bir tercihten öte zorunluluk haline getirilmiştir. Her ne kadar direkt olarak startup’lara yönelik bir düzenleme olmasa da, yönetim kurullarının özgür bir ortamdan oluşmasının öneminin vurgulanması açısından kayda değer bir gelişmedir.

Bir startup’ın gelişiminde yönetim kurulunun önemini şirketlerin aldıkları yatırım miktarlarından görebiliyoruz. Pitchbook tarafından takip edilen, 2014 ile 2017 yılları arasında İstanbul’da kurulan ve hala faaliyete devam eden, çekirdek/erken aşama evresinde olan startuplar üzerinde yapılan araştırmada çıkan sonuçlara göre, herhangi bir yönetim kurulu yapısına sahip olmayan şirketler $455.000 yatırım alırken, bu rakam yönetim kuruluna sahip şirketlerde $7.640.000’dir. TTK düzenlemesi sebebiyle her ne kadar tek pay sahibi olan kuruculardan oluşan yönetim kurulu, ve buna sahip şirketler de bu değerlendirmenin kapsamında bulunsa da, 20 şirketin 7’si işlevsel ve çeşitlilik arz eden yönetim kurullarına sahiptir. İstanbul ekosistemini ilgilendiren bu sonuçlara göre, yönetim kurulu şirketlerin büyümesinde ve gelişiminde büyük pay sahibidir.

Özgür tartışma ortamının yaratıldığı, bağımsız ve dışarıdan atanmış üyelerden oluşmuş bir yönetim kurulunun gerekliliği girişimcilerin iş kurma ve yönetmenin inceliklerine her yönden hakim olamamasından kaynaklanmaktadır. Yaratıcı bir fikre sahip girişimcinin kurduğu şirketinde ürün geliştirme, pazarlama, hukuki sorunlar ve muhasebe gibi başlıca konuların hepsi ile birden aynı anda ilgilenmesi düşünülemez. İşte burada devreye alanlarında uzman bireylerden oluşmuş bir yönetim kurulu giriyor.

Startup’larda yönetim kurulunun temel görevi farklı bakış açıları geliştirebilmesi olmalıdır. Bunun sağlanması için en başta görev ve sorumlulukların üyeler arasında net bir şekilde belirlenmesinde fayda var. Zira başlangıç aşamasında belirlenmediği takdirde şirket içinde kafa karışıklığına yol açarak şirketin uzun vadeli büyüme planlarını ve gelişimini olumsuz şekilde etkileyebilir. Aynı zamanda görev ve sorumlulukların net şekilde belirlenmesi, bir sorun anında problemin tespiti ve çözümü yönünde kararların kolaylıkla ve etkin bir şekilde alınmasını sağlamaktadır.

Yönetim kurulu içinde bağımsız ve özgür ortam yaratmanın en temel yararı sorun anında girişimciye tam bir açıklıkla yansıtılmasıdır. Kurumsal yapının klasik hiyerarşik anlayışa sahip olması durumunda neler olabileceğinin en çarpıcı örneklerini Volkswagen ve Samsung’ta gördük. Volkswagen emisyon skandalıyla boğuşurken, Samsung hatalı batarya üretiminden kaynaklı sorunlardan dolayı milyonlarca dolar zarara uğradı. Bu iki örnek merkezi karar alma mekanizmalarının ve kötü haberleri iletme korkusunun ne kadar tehlikeli olabileceğini gösterdi. İleride bu tarz sıkıntılarla karşılaşmamak için startup’ların, fikirlerin özgürce ifade edilebildiği ortam ve yönetimi çok geç olmadan hazırlamaları gerekmekte.

İlk adım olarak yönetim kurulu başkanı ve kurucunun ayrılması önerilebilir. Bu yöntem birçok girişimciye ellerinden şirketleri kayıp gidiyormuş hissi verebilir; fakat aslında şirket daha sağlam temellere oturup ilerleyecektir. Tersi durumda yönetim kurulundan çıkabilecek stratejik fikirlerin göz ardı edilmesi olasılığı artacaktır. Fikirlerin özgürce tartışılamadığı şirket yönetimlerinde sebepsiz bir iyimserlik ve şirketin pozisyonunu tahlilde miyopik bir bakış açısı hakim olacaktır. Kurulun temel görevi girişimciye daha geniş bir perspektif sunmaktır. Bu görevi gerçekleştirmek için özgür bir ortam, bu ortamın oluşması içinde başkanlık koltuğunun kurucudan başka bir kişiye ait olması kurul üyelerinin üzerlerinde baskı hissetmemesi açısından önemlidir.

İkinci olarak yönetim kurulunun girişimcinin aile üyeleri veya arkadaşlarından oluşturulması sıklıkla rastlanan bir hatadır. Bunun yerine alanlarında uzman, şirket hedefleri ve profiliyle uygun kişilerle çalışmak şirketi başarıya ulaştıracaktır. Bu kapsamda girişimcilerin akıllarında bulundurması gereken nokta her zaman en başarılı ve iyisiyle çalışmak değil doğru kişiyle çalışmanın önemidir. İşinde en iyi olan biri mutlaka şirkete katkı sağlayacak diye bir kaide yoktur, önemli olan bu kişinin şirket hedefleri ve yapısı ile uyum içinde olmasıdır.

Yönetim kurulu oluştururken dikkat edilmesi gereken başka bir nokta da kurulun sayısal büyüklüğüdür. Bu konuda yapılması gereken şirket büyüklüğü ile doğru orantılı olarak sayının genişlemesidir. Başlangıç aşamasında çok fazla kişiden oluşan kurul karışıklığa yol açabileceği gibi karar alma hızını olumsuz yönde etkileyebilir. Ayrıca spesifik olarak startup’larda yakın ve samimi ilişkilerin mevcut olması hiyerarşiden arındırılmış şirket kültürü oluşturmak açısından çok önemlidir. Bu dokuyu korumak ve aynı zamanda kurulu kontrol altında bulundurmak için başlangıç aşamasında sayısal olarak kurulu küçük tutmak ve sonrasında büyüme ile orantılı olarak sayıyı arttırmak daha mantıklıdır. Geleceği belirsiz şirketlerde kurulu büyütmek ileride yönetimsel açıdan büyük problemlere yol açabilir.

Görüldüğü gibi işlevsel yönetim kurullarının startup’ların gelişimine olan katkısının girişimciler tarafından geç olmadan anlaşılması ve bu yönde şirket planlamalarının yapılması kritik öneme sahip. Fikirlerin serbestçe tartışıldığı ve sorunlara geniş bir perspektiften bakılan kurulları barındıran şirketlerin uzun vadeli başarısının önündeki engeller kolaylıkla kaldırılabilir.

Bu içeriği paylaş:

Posted by Batuhan Türkeç

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir