“İskenderiye’nin ünlü Kütüphanesi, MÖ 48’de MS 273’te ve MS 640’da üç kez yandı. 1851’deki yangın Kongre Kütüphanesi koleksiyonun üçte ikisini yok etti. Umarım böyle bir yıkım bir daha asla gerçekleşmez ve tarih başka türlüsünü önerebilir.”

Bu sözler Google kurucu ortaklarından Sergey Brin’e ait. İzlediği stratejiler ve attığı cesur adımlarla sürekli gündem olan Google, 2004 yılında Frankfurt Kitap Fuarı’nda atacağı yeni adımı duyururken bu sözlerde yatan tarihin akışını değiştirme motivasyonuna sahipti ve o günden bugüne değişmeyen vizyonu ve cesaretiyle hala birçok tartışmanın fitilini ateşleyen konuda baş rolü üstleniyor.

2004 yılında Google; birçok büyük kamu ve araştırma kütüphanesiyle ortaklık kurarak koleksiyonlardan 15 milyon kitabın taranması ve dijital hale getirilmesi amacıyla Print Library Project’i geliştireceklerini duyurdu. Amaçları, büyük araştırma kütüphanelerinin koleksiyonlarından, kullanıcıların kelimeleri veya cümleleri aramasını ve metin parçacıklarını okumalarını sağlayan geniş bir veri tabanı oluşturmaktı.

Projenin nihai hali (hali hazırda Google Books) için ise sistem basitti: 1923 yılı sonrasına ait bir kitabı araştırıyorsanız site size sadece belli sayfaları göstererek damakta tat bırakır. Eğer bu tadı beğendiyseniz ve gösterilmeyen sayfa aralıklarını da merak ediyorsanız burada ticaret devreye girer. Siz para öder, kitaba sahip olur ve tadını çıkararak okumaya başlarsınız; tabi eğer Google’ın düşlediği ütopik bir dünyada yaşıyor olsaydık.

Ütopik bir dünyada her sistem bu kadar rahat kurulabilirdi; ancak işin içine dünya çapında milyonlarca kitabın kopyalanması girince 2004 yılından itibaren akıllara birçok soru geldi ve haliyle iş yıllarca tartışılan bir hukuki meseleye dönüştü: Peki Google telif hakları konusunda ne yapmayı planlıyor? Telif hakkı sahiplerinden izin almadan nasıl böyle bir sistem kurarak ticari amaçlarla kullanabilir?  Bunu bile isteye yapmasını da hesap edersek, dudak uçuklatan tazminatları ödemekle karşı karşıya kalabilecek olan Google’ın “sorunu” hukuk departmanında mı yoksa mahkemeye gitmekten korkmayan agresif stratejisinde mi?

Bu sorular ışığında 2005’in sonlarında Amerika Yazarlar Birliği ve Amerikan Yayıncıları Birliği, “büyük telif hakkı ihlali” gerekçesiyle ayrı ayrı Google’a dava açtı.Beklenenin aksine dava edilmek Google cephesinden hoş karşılandı, zira legal bir zemine dayanmak için alması gereken ilk aksiyon buydu. Zaten Google’ı günümüz dünyasında ilkleri başaran şirket olarak görmemizde de asıl rolü şu anlayışları üstleniyor: “Hızla değişen dijital çağda telif haklarının hızımıza yetişmesini beklemektense, atılımlar yapıp düzenlemelerin bizim üzerimizden şekillenmesini sağlayalım.” Her yıl dünyanın en yenilikçi şirketleri arasına girmeyi başarmalarının altındaki acemi ruh, 2005 yılında açılan davada da heyecanlı ancak kendilerinden emin ilerlemelerini sağladı.

Davaya konu olan e-kitap veri tabanını oluşturacak 3 tür kitap vardı: Kamu malı sayılan kitaplar, telif hakkı sahiplerinin kimler olduğu bilinen “aktif” kitaplar ve telif hakkına konu olmakla beraber sahipleri tespit edilemeyen (örneğin yazarı ölmüş ve mirasçıların akıbeti hakkında bilgi bulunmayan veya telif haklarını üstlenmiş şirketin batmasıyla beraber ne olduğu bilinmeyen) “yetim” işler.

Bu kitaplarla ilgili yaklaşık iki buçuk yıl süren sürecin sonunda 125 milyon dolarlık bir uzlaşma söz konusu olsa da hukukumuzda topluluk davası olarak sınıflandırabileceğimiz bu “class-action” davasında yazarlar ikna olmadı ve Google’a çevrimiçi basılı kitaplar konusunda tekel verileceği, Google’ın yetim eserlerden kar sağlamasının rekabetin ve adil kullanımın ihlali niteliğinde olduğu gerekçesiyle Amerika Yazarlar Birliği davayı devam ettirdi.Mahkeme ilk başta davayı yazarlar lehine yorumlasa da süreç içerisinde yayıncılar için emsal niteliğinde olacak kararlara imza atıldı ve kitapların dijital ortama aktarılma sürecinde dönüşümsel bir niteliğin varlığı işaret edilerek  Google haklı bulundu:

“Google’ın telif hakkıyla korunan çalışmaların izinsiz sayısallaştırılması, bir arama işlevselliğinin oluşturulması ve bu çalışmalardan snippet(pasaj)’lerin gösterilmesi, hak ihlalinde bulunmayan adil kullanımlardır. Kopyalamanın amacı son derece dönüştürücü niteliktedir, metnin genel gösterimi sınırlıdır ve ifşalar, orijinallerin korunan yönleri için önemli bir pazar ikamesi sunmaz. Google’ın ticari yapısı ve kâr motivasyonu adil kullanımın ihlal edildiği iddiasını haklı çıkarmaz.”

Adil kullanım esnek bir Amerikan kavramı olarak dürüstlük kuralına benzer bir anlayışla her somut olay için farklı değerlendirilse de, konu hakkında genel olarak “Dönüştürücü kullanım  (Transformative use) alıntılanmış çalışmayı eleştirmeyi, orijinal yazarın karakterini açığa vurmayı, bir gerçeği kanıtlamayı veya savunmak ya da çürütmek için orijinalde tartışılan bir fikri özetlemeyi içerebilir. Ayrıca parodi, sembolizm, estetik beyanlar ve sayısız diğer kullanımları içerebilir. Bu durum adil kullanımı ihlal etmez” anlayışı (Harvard Law Review; Pierre N. Leval) hakim.

Bu anlayışla dava sonunda yine işten kazançla çıkan Google, beraberinde getirdiği yetim işler sorunu konusunda Amerikan hukukunda tartışma çıkarmaya devam ediyor. Konuya ilişkin yasal düzenleme hala az sayıda makalenin konusu olsa da, müzik dünyasında yetim eserler hakkında özellikle son yıllarda yeni düzenlemeler yapılmaya başlandı.

ABD konu hakkında tartışadursun; Avrupa Komisyonu, Avrupa kültür mirasına çevrimiçi erişim sağlayan tek bir Avrupa dijital kütüphanesi yaratma niyetini açıklayan i2010 dijital Kütüphaneler girişimiyle beraber yetim eserler ile ilgili sorunlara çözüm getirmeye çalıştı. Komisyon, ABD’nin yetim işleri sorununun kapsamını ve olası çözümlerini değerlendirmek için kullandığı prosedürleri yakından takip etmişti ve sonucunda Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nin Sahipsiz Eserlerin İzin Verilen Belirli Kullanım Şekillerine Dair 25 Ekim 2012 Tarihli 2012/28/AB Sayılı Direktifini yayınladı:Bu direktife göre yazarı belli olmayan “yetim eserler” özel durumları belirtilerek açık erişime sunulur, eserin yayımlanmasından sonraki 5 yıl içerisinde yazarı ortaya çıkarsa, mevcut telif hakkı uygulamaları ışığında eserin erişim süreci tekrar tanımlanır.Amerika’da da çözüm önerilerinden biri olarak sunulan prosedür yetim eserler konusunda nefes aldırsa da konu hakkında tartışma ve yasa tasarısı önerileri devam edecek gibi duruyor.

Avrupa ve ABD adil kullanım ve yetim eserler hakkında hukuki zemin oluşturmaya çalışırken ülkemizde de genel çerçevede kurumsal açık erişim sistemi kurma, ulusal ve uluslararası düzeyde işbirliğini geliştirme konuları üzerine odaklanıldığı söylenebilir. Bazı üniversitelerimizde (Ankara Üniversitesi koleksiyonunda bulunan bilimsel eserlere ücretsiz ve engelsiz erişim sağlamakta -Ankara Üniversitesi Açık Erişim Sistemi, 2016; Marmara Üniversitesi de 2013 yılından itibaren “Nadir Eserler” koleksiyonunu açık erişime sundu) dijital aktarımın seslerini duymaya başladık. Gerek kültürel mirasımız gerekse zengin eser kataloğumuzu düşündüğümüzde bu adımların zamanla çok daha heyecan verici nitelikte olacağını tahmin etmek zor değil.

Tüm bu global yönelimlerin Google’ın dava süreci içerisinde ortaya çıktığını düşünürsek, şirketin birçok girişimcinin rol modeli olmasını da daha iyi anlayabiliriz. Yüzyıllar önce kulaktan kulağa geçen bilgilerin şimdi sanal dünya üzerinden aktarımını görmek ve dijital hikaye anlatıcılığının bir parçası olmak heyecan verici olsa gerek!

Benjamin Franklin’in ” Ölünce unutulmak istemezseniz, ya okumaya değer eser yazın veya yazılmaya değer işler başarın.” sözünü 21. Yüzyılda “..dijital dünyada fark yaratan gelişmelerin öncülüğünü üstlenin” diyerek devam ettiren bütün girişimcilerin, acemi ruhunu kaybetmemesi dileğiyle…

Posted by Leyla Nur Duman

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir